Hüznün busesi
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Hamza Yıldız

Hamza Yıldız

Hüznün busesi

03 Nisan 2018 - 13:38

<b>'Ask bizde/Bir ebabil kalabalığının akınıdır/ Aksam olur/Ansızın sökün eder kalbimize'</b> diyor <b>"Hüznün Mısraları"</b> adlı şiirinde Avni Doğan. Aşkı da hüzün besler usul usul yalnızlıklarımızda, can sıkıntılarımızda. Kuruyan bir sevgi pınarının yeniden patlaması için tadı çekilir hayatın. Yeni doğan bir çocuğun ciğerlerine dolan hava ile attığı çığlığın acısı
hayata ilk merhabadır. Bu merhabada bile açıklamasız bir hüzün vardır. Kabuğu çatlayan bir
tohumun, açan bir tomurcuğun, yağmurun, yalnızlığa söylenen bir türkünün taşıdığı acıyı,
hüznü berekete dönüştürmenin tanıkları olan bizler hala niye hüzünden kaçma telaşındayız?
Hüzün mana üzerine çokça bereket ve mutluluk mayasıdır.
<b>"Ve geceler utanırken karanlığından simdi aslında bütün baharlar eylüldür bilir misin?"</b>
Evet, bütün hüzünler aşk, bütün eylüller bahardır aslında. Rıdvan Canim <b>"Nerde
servilerimiz, çınarlarımız/avlularımızı terkedip giden/güvercinlerimiz nerde/neden
kesildi bilir misin suyu/çeşmelerimizin/sebillerimizin"</b> diye sorarken hüzünden kopuşun
maddi ve manevi hayatta meydana getirdiği kuraklığa, çöllüğe isyanım haykırıyor bu
mısralarla. O da hüzün ve bereket ayrılmazlığına dikkatimizi çekiyor. Hüzün, insanın dünyaya
ve hayata kendi merkezinden bakışı ile bütün olumsuzluklara rağmen bir sevgi, bir paylaşım
açılımı odağıdır.
<b>"Eylül nefesi çoktan değdi dağlara
Soyulur renkler ve bulutlar avuçlarından
Kanatlarında sıcak iklim telaşı göçmen kuşların
Simdi ayrılık vaktidir vedalaşalım"</b>
Ayrılık vakitlerinin çoğunlukla eylül ve sonbaharla buluşması biraz da yaşanmış ve
biten güzelliklerden, yaşanmış umutlara koşma mecburiyeti üzerine gelen yorgunluktur.
Sıcak ve rahat bir yaz sonrası önümüze çıkan keskin virajın arkasında bizi bekleyen
bilinmezleredir bu iç burukluğu. Dudaklardaki son tebessüm sıcaklığının donuklaşması
ayrılıktır. Artık güneş yoktur. Gökyüzü kirlenmeye, toprak yağmur kokmaya başlar. Göçmen
kuşların kanatlarında sıcak iklim telaşı kıpırdanır. Herkes kendi karanlık köşelerine çekilir. O
karanlık köşelerin kısılmış lamba fitili yalnızlıklarında bizi bekleyen, ihmal ettiğimiz,
kendimizle baş başa kalışımızın hüznüyle mecburi el sıkışmamızıdır. Ve hüzün bir mısra
bırakır dudaklarımıza.
<b>"Yüreğimde bir melal kaldı"</b>
Ve bu mısranın duygularımızla yarattığı kıpırdanma yeni bir şiiri hüzünle işlemeye başlar.
<b>"Birşeyler eksiliyor eylülle
Renklerde hüzün desenleri
Kızıl bir yangın
Mavi o alıştığımız mavi değil
Yeşil sessizce terkediyor tükenen aşkları
Önce kuşlar farkediyor
Önce kuşlar terkediyor"</b>
"Merhaba Hüzün" adli şiirimde eylülle doğada eksilen ve bizi terkeden sıcak
alışkanlıklarımızın ürpertici bir iç çekiş burukluğu var. Bizi sıcak odaların yalnızlığına
mahkum eden; şiirler, şarkılar, kitaplar ve anılarla baş başa bırakan, buğulu camlara anlamsız
şekiller çizen ellerimizin soğukluğunu yüreğimizin derinliklerinde hissettiren ve siyah beyaz
fotoğraf cansızlığına sığınan duygularımızın başkaldırışından sızan acı gelir kurar otağını
yüreğimize. Ve yalnızlığa fısıldanan bir selam olur hüzün.
<b>"Vakit eylül/herkes gidiyor/sen de git/hüzünler kalsın geriye/yalnızlıklar/karanlıklar"</b>

Son Yazılar