Ben bu şehri...
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Hamza Yıldız

Hamza Yıldız

Ben bu şehri...

03 Nisan 2018 - 13:38

<b>Ben bu şehri seninle sevdim.
Bu şehre senin için döndüm.</b>
Annemin yem vermesini bekleyen kumru seslerine uyanıyordum. Gecenin faslı nasıl bülbüle aitse, sabahın şarkısı kumruların olmalıydı. Sabah ezanına saygıdan uyanışlarının ardımdan doğan yeni umut dolu bir güne çağrıdaydı bize dair. Sabahın serin, ıslak, loş gölgelerindeki titreyişe davetti. Sabahın bereketine dua bırakan bir şarkıydı. Arka bahçeye bakan odamın penceresinden ısınan tabiata rağmen sensizliğe üşüyen yürek boşluğundan bakıyordum. O an fark ettim şeftali ağacının nasıl, pembe, ama nasıl can alıcı pembe çiçeklerle donandığını. Babamı hatırladım. Yeni bitmişti Esenlik sokaktaki ev bizim evimizdi. Kiradan kurtulmuştuk. Sadece bir odası, salonu ve mutfağı oturulacak hale getire bilinmişti. Borç, harç. Ama bizimdi. Taşındığımız ilk pazartesi günü, babam elinde bir fidanla gelmişti. Beraber dikmiştik. Sulama görevi vermişti bana. Beraber büyümüştük şeftali fidanıyla. İlk meyvelerini verdiği yılki sevincimi anlatamam. Kıpkırmızı, iri ve sulu… Her sabah tek tek yoklar, en olgunlarından koparırdım. Dört kardeş pay ederdik bir şeftaliyi.

<b>Ben bu şehri seninle sevdim.
Bu şehre senin için döndüm.</b>
Oysa bu şehirde, senden önce yaşadığım, ban ait o kadar çok anı vardı ki. Ne büyük acılar, ne büyük mutluluklar, ne büyük umutlar yaşadım. Akıp giden zamanın ilk gençlik melankolikliklerin ortasına düşmüştüm birden bire.  Farklıydın güzeldin ulaşılmazdın. Uzun simsiyah dalgalı saçların, kömür karası gözlerin, güzelliğini koymuştum adını ‘kara kız’ her fısıldadığında tenim ürperiyor, yüreğim titriyordu. Adın bu şehirde sen vardın. Yaşadığım her şeyin önüne geçmiştim. Önüne dizilmiş çiçek kokuları, fesleğenler, begonyalar, akşamsefaları senin kokun olmuştu. Beyaza bezenmiş kiraz, erik çiçeklerinin bile kımıldıyordu senin adını söyleyince ‘Kara kız’!. Fabrika sireni adınla ötüyordu. Sokaklardaki ayak sesleri, vitrindeki albeni, Menderes Parkındaki buğusu üzerindeki kokusu. Bütün bir şehirdeki her yürek kıpırtısı sanki kara kız diyordu.
<b>Ben bu şehri seninle sevdim
Bu şehre senin için döndüm</b>
Sen aklıma düşünce, Çan dar geliyordu. Hırsımı sokakları aşındırmaktan bıkmayan ayaklarımdan alıyordum. Ayak seslerinin yalnızlığında sana şarkılar besteliyordum. Çınarlar, ıhlamurlar, akasyalar, Akçaağaçlar fısıldıyorum şarkını, tomurcuklar kendiliğinden patlıyordu, her tomurcuk ‘Kara Kız’ kokuyordu. Ilıca caddesi düşler sokağı gibi çekiyordu. Beni koynuna. Peşinden yürür gibi ağır adımlarla kurtuluş parkı, ılıca önü köprü yorgun uykuların derin düşleri ile sarmaş dolaştı. Sis yavaş yavaş telsim alıyordu şehri. Bir sevdamız ayaktaydı. Herkes derin uykularda soluyordu. Düşlerini siyah beyaz filmler gibi çoğalıyor sabaha unutuyordu. Ben ayaktayım. Senin düşlerinden sıyrılıp mahmur gözlerle ellerin koynunda, pencerenin perdelerini aralamanı bekliyordum. Bu şehirdeydin bana yakındın seni koklar gibi ‘Sisler Şehrinin’ geceye teslim olmuş sokaklarına vuruyordum kendimi 
Ben bu şehri seninle sevdim.
Bu şehre senin için döndüm.
Bu şehri, bu şehirdeki her şeyi aşkınla yeniden tanıdım.
Geceye fısıldıyorum ‘Kara kız’ senden başka kimseler duymuyor.
<b>‘Seni seviyorum’</b>
Şehri senin aşkınla donatıyorum.    


<b>Ben bu şehri seninle sevdim
Bu, şehre senin için döndüm</b>
Bir gece yarısıydı. Sisler aylındaydı şehir. Ilıcanın önünde inmiştim otobüsten. Kıştı. Hafif bir yağmur çiseliyordu. Küçük valizimi yere bırakıp, duvarın üzerine oturmuştum. Bir sigara yaktım. Artık çektiğim tüm acılara, kırgınlıkla küskünlükle rağmen sana kavuşmak, seninle hayatı ve geleceği yeniden tanımak için dönmüştüm. Sen geçmişimde barışın tek sebebiydin. Hayatın savurgan akışında beni tekrar kendi toprağıma düşüren bir tohum gibi çeken tek sebep; seninle var olduğum bu şehirde kök salmak için dönmüştüm. Sana dönmüştüm. Ama beni bu şehir kucaklamıştı. Bağrına basmıştı. Sana geri döndüğümde mi, şehrimde barıştığıma mı ağlıyordum, bilmiyordum.
Ardımda bana ait bir geçmiş önümde seninle şekillenecek gelecek vardı. Şükürden başka ne isteyebilirim Tanrı’dan.
Ilıca olduğu gibi ardımdaydı. Çan‘ ın ilk parkı köyden gelen bir çocuğun göre bileceği bir havuz. Yirmi beş kuruşa bir gazoz ve bana köyümüzün özgürlüğünü hatırlayan yemyeşil ağaçların çimenlerin huzuru…

Son Yazılar