Reklam
Ahmet Kocabaş

Ahmet Kocabaş


ÖZÜRLÜLER HAFTASI

03 Nisan 2018 - 13:38

Gözleri görmeyen bir dostu Kayserili Âşık Seyranî’ye:
—“Aah baba” demiş, “Artık bende dünyayı görecek göz yok!” Cevap çok anlamlı:
—Üzülme gayri; dünyada da görülecek yüz kalmadı zaten!..

Özürlülere sahip çıkılmayan bir dünyada gerçekten görülecek yüz kalmamıştır. Unutmayalım, uygar olan bir toplum özürlü vatandaşlarına sahip çıkan bir toplumdur.

Bir gazetenin ilavesinde, Avrupa’da yayınlanan bir dergiden iktibas edilmiş “sakat bir köpek resmi” vardı. Arka ayakları olmayan bir köpek… Ayakları yerine kullanabilsin diye, köpeğin vücuduna iki tekerlek monte edilmişti. Bu resmin altında şu satırlar yer alıyordu:

“Böylesine talihsiz bir sakatlık geçirip, iki arka ayağını kaybeden bir köpeği mutlu edebilmek ancak gelişmiş toplumların işidir. Uygarlık, en önemsiz canlının bile yaşam hakkıyla ilgileniyor…”

Sakat bir hayvanın bile değeri böyleyse!..
İnsanın, Âdemoğlunun değeri nasıl olmalı?
Allah’ın ruhundan üflediği, en güzel şekilde yarattığı varlık olan insan… Allah’ın yarattığı insanda eksiklik, aksaklık olmaz.

“Güzelliği örten perde eşyada değil gözlerdedir.
Asıl körlük gözlerde değil gönüllerdedir…”
Kuran-ı Kerim’in ifadesiyle:
“Gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lakin göğüsler içindeki kalpler kör olur.” (22/46)

Allah’ım!.. Kalbi körelmiş duygusuzlardan kılma bizi!

İlahi Vahiy, bedensel özrü özürlülük olarak görmez. O, insanın manevi bedenine ait özürlerle ilgilenir. Allah, gerçeği duymak istemeyenleri sağır; gerçeği görmek istemeyenleri kör ilan eder (10/42–43). Asıl sağırlık ve körlük ise, özürlülerin dramlarına kulakları ve gözleri kapatmaktır.

“Eski Sparta, hayatı Allahsız, ahlaksız ve anlamsızlaştırdığı için özürlülerini aç aslanlara yem diye atarmış.
İşte asıl sakatlık bu uygulamadır. Zira bu anlayış insanı, endüstriyel bir mamul gibi görür. Körlük, sağırlık, dilsizlik nedir ki? Bu kalpsizliktir ve kalpsizin çıkış yolu yoktur…”

Özürlülerin aç aslanlara atıldığı, sakatların çarmıha gerildiği, akıl hastalarının yakıldığı bir dönemde Yüce Allah, Mekke’nin ileri gelenlerinin yanında kendisine soru soran bir âmâ ile ilgilenmeyen Peygamberini ikaz ederek şöyle diyor:
“ Kendisine âmâ gelince yüzünü astı ve başını çevirdi. Nereden biliyorsun; belki de o arınacaktı veya öğüt verilecek ve verilen öğüt kendine faydalı olacaktı?” (80/1–4)

Bu ayetlerin gelişine sebep olan âmâ İbn Ümmi Mektum daha sonra Hz. Peygamber tarafından bir savaş sırasında Medine’ye vali olarak atanacaktır. Bu vekâlet, bir tür Hz. Peygamberin yöneticilik makamına vekâlettir. Bacağından sakat olan Hz. Muaz B. Cebel, bizzat Peygamberimiz tarafından Yemen valisi olarak tayin edilmiştir.

Peygamberimizin, bedeni kusurlarından dolayı toplumdan kaçıp çölde yaşamayı tercih eden Zahir ismindeki sahabeye, çölden bazı bitkileri toplayıp, Medine pazarında beraberce pazarlamayı önermesi ilginçtir. Pazardaki alışverişlerde Zahir’e yardımcı olan Peygamberimiz etrafına da “Zahir bizim çölümüzdür, biz de onun şehriyiz” diyerek sürekli iltifatlarda bulunmuştur. İşte özürlü, işte Peygamber…

İslam Dini; özürlülere sahip çıkmayı, iş bulmayı, görme özürlü birine yol göstermeyi, işitme ve konuşma engelli ile ilgilenmeyi, aracına binmeye çalışan bir özürlüye yardımcı olmayı en büyük iyilik olarak değerlendirmektedir.




“Nice körler vardır ki, kalp gözü bin gözün göremediğini görür. Nice sağırlar vardır ki, kalp kulağıyla sessizliğin sesini işitir. Nice dilsizler vardır ki, kalp diliyle sesini kâinata işittirir…”

Gözleri görmediği halde ölümsüz eserler veren rahmetli Cemil Meriç’i düşünün. Öğrencisi O’nu şöyle anlatıyor:
“Cemil Meriç’i birkaç dakika dinledikten sonra hemen anlamıştık ki, gözleriyle değil, ruhuyla görüyor. Zaten Necip Fazıl da onun için: “Allah’ın iç gözü görsün diye dış gözünü kapadığı gerçek bir aydın” diyordu.

Stephan Hawking (Stapın Havking)’i hatırlayın: Adamcağız gırtlağına kadar sakat, sadece kafası sağlam. Kendisine özel bir bilgisayar üretilmiş, bakımına 20 hemşire görevlendirilmiş. Bu haliyle matematik-fizik uzmanı olmuş, uzaydaki kara deliklerin fikir babası sayılmış özürlü bir düşünür.

Elinden tutulan özürlülerin neler yapabileceklerini gösteren önemli bir örnek bu…
Biz ise, sağlıklı ve yetişmiş bilim adamlarına bile sahip çıkamayan, sabotaj ihtimalli bir uçak kazasına kurban veren noktadayız.

Yazık! Çok yazık!

Nüfusumuzun %22, 29’unu özürlüler oluşturuyor. 8,5 milyon özürlümüz var. Bunların birçoğu eğitim, istihdam ve diğer sosyal yaşam imkânlarından yararlanamıyor. Birçoğu, kendisine yetememekte, yakınlarının ve yardım severlerin destekleriyle hayatlarını sürdürmektedirler. Bu özürlülere sahip çıkmak bir insanlık görevidir.

Dünya hayatı bir imtihan salonudur. Sınanmak kaderimizdir. Birbirimizle sınanırız, kendimizle sınanırız. Bazen fazlamızla sınanırız, bazen noksanımızla. Özürlünün kendisi özrüyle sınanır, yakınları özürlüyle sınanır, toplum onların tümüyle sınanır. Özürlüler, özürlü olmayanlara, sahip olduklarını hatırlatan bir uyarı levhasıdır.
Bu uyarı levhasını gören gönüllere selam olsun…

Eli öpülecek bir özürlü annesinin feryatları ile sizi baş başa bırakmak istiyorum:
Diyor ki: Masum melek onlar. Hiçbir suçu, hiçbir günahı yok onların… Kendileri sterler mi böyle olmak?

Kim ne derse desin özürlü anneleri özeldir. İçten duaları, vefaları, cefaları, sabırları, özverileri ve bitmek bilmeyen sevgi ve merhametleriyle yılın anneleri.
Ben kendimi ve özürlü annelerini “yılın anneleri” ilan ediyorum!
Sabır ey anneler!
Sabır ey masum yavrular!
Bu dünyada değil cennette mutluluk var,
Bir gün gelir de Allah bana, “Benim için ne yaptın? Ömrünü nerede tükettin” diye sorarsa… Ben de: “Senin bana verdiğin emaneti korudum, ona hizmet ettim, onun güçlüklerine sabrettim” diyeceğim.”

Ey kutlu anneler! Uzatın ellerinizi saygıyla, minnetle öpelim. Allah çocuklarınıza sağlık, sizlere sabır versin.


YORUMLAR

  • 0 Yorum