Reklam
Ahmet Kocabaş

Ahmet Kocabaş


HİCRİ YILBAŞI MUHARREM AYI / KERBELA FACİASI

03 Nisan 2018 - 13:38

Yüce Allah diyor ki:
“Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah’ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram aydır…” (9/36)
Bir başka ayette ise şöyle buyruluyor:
“Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar: De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır...” (2/217)
Bu ölümsüz vahiy ifadelerine göre haram olan aylar; Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Recep aylarında savaşmak büyük bir günahtır.
Haram aylardan olan Muharrem’in İslam tarihinde ise ayrı bir yeri ve önemi vardır.
Medine’ye hicret eden Hz. Peygamber, Yahudilerin Muharrem’in onuncu aşure gününde oruç tuttuklarını görmüş. Neden diye sorunca “Hz. Musa’nın Muharrem’in onuncu günü doğduğu, İsrail oğullarını Firavun’un zulmünden aynı gün kurtardığı” cevabını almış. Bunun üzerine “Biz Musa’ya sizden daha yakınız” diyerek bu orucu tavsiye etmiş aşure orucunun önüne ve sonuna birer gün daha ilave ederek, Muharrem’in 9, 10 ve 11. günlerinde oruç tutulmasını sağlamış, böylece Müslümanların ibadetini Yahudilerin orucundan ayırmıştır.

Ayrıca Peygamberimizin hicreti, Hicri Takvim başlangıcı olarak Hz. Ömer döneminden itibaren 1 Muharrem olarak tespit ve ilan edilmiştir. Bugün İslam dünyası 1 Muharrem’i hicri takvim başlangıcı olarak kutlamaktadır.

Muharrem ayını asıl önemli kılan bu ayda cereyan eden Kerbela faciasıdır. Bu nedenle Muharrem kutlu günlerin en kutlusu, hüzünlü günlerin en hüzünlüsüdür. Muharrem’in onuncu günü Hz. Peygamber çiçekleri dallarından kopartılarak soldurulmuş, Hz. Hüseyin ve yakınları oruçlu oldukları halde, susuz bir şekilde acımasızca şehit edilmişlerdir. Hem de haram olan bir ayda…

Her Muharrem geldiğinde yüreğim parçalanır, hüzünlenir, korkar ve biraz da utanırım.

Niçin mi?

Çalışıp, didinilerek elde edilen İslam ve Müslüman imajı birkaç gün içinde Kerbela törenleri ile yok edilecektir. Bir kısım Müslümanların, Hz. Hüseyin’e yas adı altında kendilerine zulmetmeleri, zincirle bedenlerini dövmeleri, hançerle başlarını yaralayıp kan akıtmaları Avrupa televizyonlarında sık sık gösterilecek, Hıristiyan ahaliye “Siz bunları yapabilir misiniz? Müslüman olursanız hiç olmazsa yılda bir defa böyle yapmak zorundasınız” imajı belleklere kazınmaya çalışılacaktır. Kan, şiddet, öfke İslam’la yan yana konacaktır.

Hayır, hayır! Bu görüntüler İslam’ın görüntüsü olamaz. Rahmet ve merhamet dini ne hale getirilmiş!

Kerbela, bugün Irak toprakları içinde kalmış bir coğrafyanın ve aynı isimle kurulmuş bir şehrin adıdır. Kerbela 10 Muharrem / 10 Ekim 680 Çarşamba günü Peygamberimizin torunu; Hz. Ali ve Hz. Fatma’nın oğulları Hz. Hüseyin’in şehadeti ile İslam tarihinde yer etmiş bir isimdir.

“Kerbela savaşı kiminle kim arasında cereyan etmiştir?”
Kerbela’da savaşan her iki taraf da Arap’tı. Bu savaş, Araplar arası bir kabile savaşıydı.

“Hangi taraf Müslüman, hangi taraf kâfirdi?”

Savaşan her iki taraf da Müslüman’dı. Savaş sırasında her iki tarafta da “ezan” okunuyordu, namaz cemaatle kılınıyordu. Hatta bir ara, karşı taraf ezanda “Eşhedü Enne Muhammeden Rasulullah” derken Hz. Hüseyin sesleniyor:
“Şu adını okuduğunuz Muhammed kim, ben kimim?”(1)
Karşı taraftan şu cevap geliyor:
“Bırak Ya Hüseyin! O iş ayrı, bu iş ayrı.”

Ve Müslümanlar işlerin ayrıldığı bir döneme gelmişlerdi!..
Yarıya yakını kadın ve çocuklardan oluşan Hz. Hüseyin’in 72 kişilik kafilesi Kerbela’da Yezid’in 4000 kişilik mücehhez ordusuyla kuşatıldı. Hz. Hüseyin ne asker toplamış ne de savaş yapmak gibi bir talebi vardı…
Hz. Hüseyin şehit edildikten sonra elbiseleri soyuldu. Çıplak cesedi delik deşik edildi. Başı gövdesinden ayrılarak Yezid’e götürüldü…

Yezid elindeki kamçıyla Hz. Hüseyin’in kesik başıyla oynarken sahabeden orada bulunan Ebu Berze el- Eslemi şöyle bağırıyordu
“Çek, çek kamçını o başın oyluklarından ey Yezid. Senin kıyamette şefaatçin İbn-i Ziyad’dır, onun şefaatçisi ise Muhammed (s)’dir.”

Söylendiğine göre Hüseyin’in başını görünce “Bedir’in öcünü aldım” demiştir Yezid…

Bedir’in öcünü almak!..
Evet, Yezid Bedir’in öcünü almaya çalışıyordu!..
Bilindiği gibi Hz. Peygamber, Hz. Ali ve Muaviye, hepsi Kureyş Kabilesi’ndendi. Kureyş Kabilesi’nin iki önemli ana kolu vardır. Haşimoğulları ve Emevioğulları. Hz. Peygamber ve Hz. Ali Haşimi idi. Buna karşılık Muaviye Emevi idi. Aslında Hz. Ali-Muaviye arasındaki siyasi çekişme bu iki ana kolun çekişmesiydi… Muaviye’nin Hz. Ali’den hilafeti gasp etmesiyle, Emeviler iktidar oldular…

Bedir, Uhud, Hendek savaşlarında Hz. Peygamberin karşısına çıkan Mekke müşriklerinin lideri Ebu Süfyan, Muaviye’nin babasıydı. Uhud savaşında Peygamberimizin amcası Hz. Hamza’yı şehit edip ciğerlerini çiğneyen Hind Muaviye’nin annesiydi. 3. halife Hz. Osman’ın şehadetiyle meşru halife seçilen Hz. Ali’ye isyan eden ve diplomatik oyunlarla hilafeti ele geçiren işte bu Muaviye idi.

Kerbela’da karşı karşıya gelen Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin ile Muaviye’nin oğlu Yezid’dir.
Vicdan sahibi her Müslüman Türk bu siyasi çekişmelerde Hz. Ali’nin ve Hüseyin’in safında yer almışlardır. Bakın Anadolu’ya bir tek Muaviye, Hind, Yezid adına rastlayamazsınız.
“Bugün Anadolu’da Ali, Hüseyin, Hasan isminde birçok Müslüman vardır ki, Bekir, Ömer, Osman isimlerini taşıyan diğer Müslümanlara karşı sönmek bilmeyen bir kin beslemektedirler.”

Cefakâr Anadolu insanını Alevi, Sünni diyerek kamplara bölmek, karşı karşıya getirmek bu millete yapılacak en büyük ihanettir. Bir defa Aleviliğin karşılığı Sünnilik değil Emeviliktir. İkincisi, asırlar öncesinin iki Arap kabilesinin siyasi çekişmesini bu coğrafyaya taşıyarak kan dökmek ilkelliktir. Üçüncüsü, bu toprağın insanı Hz. Ali’yi seven, Hz. Hüseyin’e gözyaşı döken, Ehl-i Beyt’e bağlı, Kerbela’nın yasına bürünen, Muharrem orucu tutarak şehitlerini bağrına basan, camilerine Ali, Hasan, Hüseyin isimlerini asarak onları unutmayan bir millettir. Bu anlamda bu milletin tamamı Alevi yani Hz. Ali taraftarıdır.

Bir tek kimliğimiz var. O da Müslümanlık. Bizi kurtaracak olan Alevilik, Sünnilik değil, birlik olmak, el ele vermek, çalışmak ve üretmektir.
Sözlerimi Farabi’nin şu ölümsüz ifadeleri ile bitiriyorum:
“İslamiyet, Türklerin elinde yüceldi ve dünya dini oldu. Ancak Arap’ın hurafesi Türklere tesir edince İslamiyet de Türklük de geriledi.” (9)
Arap’ın, Acem’in yanlışlıklarından kendimizi de dinimizi de kurtaralım artık…

Hicri yılbaşınız kutlu, Aşureniz bereketli, Cumanız aydınlık olsun.

1. 1. Bk; İslam’da İnanç İb. Ve Gün. Yaş. Ans. 1 / 181
2. Bk; İslam’da İnanç İb. ve Günlük Yaş. Ans. 2 / 524–525 
3. Bk; Dr. Abdülkadir Sezgin, Alevilik Deyince, 198–199
4. Dr. Abdülkadir Sezgin, a.g.e 201
5. Dr. Abdülkadir Sezgin, a.g.e 202
6. Mustafa İslamoğlu, İmamlar ve Sultanlar, 88–89
7. M. İslamoğlu, a.g.e, 89
8. Prof. Dr. Mehmed Bayraktar; İslam Gerçeği Kitabı Üzerine, 49
9. M. Öztürk, Anadolu İnsanı Nereye Götürülüyor, 38


YORUMLAR

  • 0 Yorum