Reklam
Ali Osman Kıraş

Ali Osman Kıraş


18 MART’IN ARDINDAN

03 Nisan 2018 - 13:38

      “Sizi tanıyorum. Sesimin şu an ulaştığı sizleri; adınızı, hayatınızı bilmesem de tanıyorum. Yanınızda değildim, ama duydum. Çanakkale Türküsü söylenince eşlik ettiniz. Görmedim ama biliyorum, siz de kınalanıp cepheye gönderilen aslanları, kendi cenaze namazını kılanları duyunca gözyaşı döktünüz. 15 yaşında toprağa düşenleri, okullarını bırakıp cepheye koşanları duyunca yandınız. Nice acıları ve kahramanlıkları duyunca boğazınız düğümlendi, vücudunuz ürperdi. Dualarınızda, dudaklarınızda onlara da yer verdiniz. Evet sizleri biliyorum. Seyit Onbaşı kadar olmasa da ağır yüklerin altına girdiniz. Anafartalar’da Mustafa Kemal kadar olmasa da, Acılara şahit oldunuz, nice darboğazlardan geçtiniz. Mustafa Kemal gibi siz de kalbinizden vuruldunuz. Onurunuzu, namusunuzu, inancınızı Çanakkale gibi korudunuz. Hayatınızın bir yerinde Çanakkale gibi saldırılara uğradınız, Çanakkale gibi direndiniz. Artık siz de Çanakkale’siniz. Çanakkale sizsiniz”

 

“Sizlere siperleri, gemileri, birlikleri, tüfekleri de anlatmayacağım. Çünkü bugün bütün kelimeler kifayetsiz, bütün cümleler yetersiz. 100'üncü yıl nedeniyle bu defa aziz şehitlerimize hitap etmek, Onların manevi ruhlarına seslenmek istiyorum. Ey Bu Topraklar İçin Toprağa Düşenler, Bir hilal uğruna güneş gibi batanlar, Siz kara toprağın üstünde de, altında da bir oldunuz, Bizse ayrıştık, bölündük, hatta birbirimizi öldürdük. Siz fakirlik içinde kazandınız, Bizse, zenginleştikçe kaybettik. Siz düşmanınızı bile kucağınıza aldınız, Bizse dostumuzun dahi boğazına sarıldık. Dün bir avuç yer ne kadar çok kişinin olmuş, bugün koskoca bir memleket ne kadar az kişinin kalmış, siz şimdi ebedi istirahatgahınızda uyuyorsunuz, bizse derin uykulardayız. Ve asıl uyuyan biziz. Ve Seyit Onbaşı’ya sesleniyorum. Sen sadece 215 kiloyu değil Koca Seyit, sen vatan yükünü de sırtlayıp kaldıransın. Oysa biz senin gibi ağır yüklerin altına giremedik. Kolayı seçtik, sana layık olamadık. Sen düşmanın dümenini bombalarken,Biz düşmanın dümen suyuna girdik. Takımıyla Yahya Çavuşa sesleniyorum. 63 kişilik birliğinle kenetlenip bir olan Yahya Çavuş, sen 2 bin kişiye karşı destanlar yazansın. Bizse senin gibi, takımın gibi zorluklara karşı bir olamadık. 12 Eylül’de bölündük, Sivas’ta yüreğimize ateşler düşürdük, Maraş’ta ve daha nicelerinde insanlığımızı öldürdük”

 

“Sevdiğini geride bırakan Kahraman, sen yârinin kokusunu, barutun kokusuna terk edensin. 'yar' diye vatanını bilen, ölümü beklerken bile kadınına mektup yazıp, 'ruhum' diye hitap edebilensin. Bizse kadınlarımızı hak ettiği yere getiremedik, Özgecanları ve daha nice kadınlarımızı hayatta tutamadık. Sen kadınına mektubunun arasında çiçekler gönderirken, biz gözlerinin altından morluğu, vücudundan karayı, yarayı eksik edemedik. Sizlerin vücudundaki kurşunlar onur madalyanız, kadınlarımızın vücutlarındaki morluklarsa bizim utanç vesikamızdır.Biz erkek olduk, ama adam olamadık”

 

“Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’e sesleniyorum. Sen mektubunda düşmanların evlatları için 'kahramanlar' diyensin, onların annelerine 'gözyaşlarınızı dindirin' diye seslenensin. Ve sen onları da evlat bilip, bu toprağı dost diye tanıtansın. Biz senin gibi hoşgörülü olamadık. Bu vatanda herkesi kucaklayamadık. Değil yabancı anaların gözyaşlarını dindirmek, kendi analarımızın bile gözyaşlarını durduramadık. Sözün özü '1915 Çanakkale Ruhu' sınavından çok da başarılı çıkamadık. Ama çok şey öğrendik. Ben de çok şey öğrendim. Büyük balığın, küçük balığı her zaman yiyemeyeceğini, Nusrat senden öğrendim. Merminin mertlikle, tüfeğin yürekle boy ölçüşemediğini Siz atalarımızdan öğrendim. Çanakkale’de, küllerinden yeniden doğmayı Prangaları kırıp, yeniden ayağa kalkmayı öğrendim. Çanakkale’yle ilgili birçok şeyi bildim, öğrendim, anladım, amma bir tek şeyi anlayamadım. Ey büyük Atatürk; Seni anlayamayanları anlayamadım” ifadeleri ile seslendi.

 

“Ey analarının gonca gülleri ve babalarının koç yiğitleri; Gene de üzülmeyiniz ve huzur içinde uyuyunuz”. Sizlerin huzurunda diyorum ki, Anafartalar’da ki gibi Türkiye’ye hücum da etseler, Arıburnu gibi direniriz. Conkbayırı’nda ki gibi kalbimizden şarapnelle de vurulsak, Namazgah Tabyası gibi topla da dövülsek, Çimenlik Kalesi gibi dik, Kilitbahir Kalesi gibi sağlam dururuz. 57. Alay gibi gerektiğinde son neferimize, son nefesimize kadar mücadele ederiz. Yürüdüğü yolda iz bırakmayan, o yoldan geçmiş sayılmaz. Ey şehitlerimiz, siz de Çanakkale’de iz bıraktınız. Haşa ne Çanakkale’si, tarihimizde de, yüreğimizde de, ruhumuzda da iz bıraktınız. Bizler ilhamımızı siz şehitlerimizden alıyoruz,biz de sizin gibi özgürlüğümüze ve barışa bu kentte sahip çıkıyoruz. 100 yıl önce hiç düşünmeden canından vazgeçen sizler Bağımsızlığınızdan, Özgürlüğünüzden vazgeçmediniz. Çocuklarından, Analarından kopan sizler; Hürriyetinizden koparılamadınız. Aziz Şehitlerimiz Size Söz; Barışın Kenti Çanakkale’de, ülkemizde ve dünyada barışı yücelteceğiz. Kardeş olacağız. Çünkü Çanakkale Savaşı kardeşlerle, düşmanların savaşıdır. Çünkü kardeşliğe yapılan bir hücum, tek kelimeyle ihanet katarına eklenmektir. Türkle - Kürt çatışırsa ne Türk kalır ne Kürt, Aleviyle - Sünni ayrışırsa ne Alevi kalır ne Sünni. Oysa Türkle - Kürt, Aleviyle-Sünni birleşirse, ne zalim kalır ne de zulüm. Onun için Barışın Kenti Çanakkale’den, savaşın 100. Yıldönümünden haykırıyorum; Meriç kıyısındaki minicik bir kum tanesinden, Ağrı Dağı’nın yamacındaki yabani bir ota kadar; Her yere barış istiyoruz, Sinop'ta şu anda sahile vuran bir dalganın köpüğünden, Hatay’ın Kızılçat Köyünde açan çiçeğe kadar Her şey de barış istiyoruz”

 

“İstiyoruz ki; etrafımızdaki çember daralmasın, Barış ve özgürlük nefes alsın. Barışın Kenti Çanakkale’nin Belediye Başkanı olarak; İnatla ama umutla barışın hakim olduğu bir dünya hayalimi sürdüreceğim. Biliyorum ki; Şehitlerimizin mezarlarında ki her bir kitabeyi öpen Çanakkale Rüzgarı, koparılmış güller gibi solan kahramanlardan her yere barış taşıyacak. Biliyorum ki;  100 yıl önce kavuşma hayallerinin eriyip kül olduğu bu yerden, barış adıyla bir kıvılcım yanıp, çoban ateşiyle dağları dolaşacak. Bunun için biz de siz şehitlerimiz gibi; Ekmeğimizden tasarruf edeceğiz, ama şerefimizden asla, candan olacağız, yardan olacağız, Ama özgürlük ve barış kokan bir dünyadan asla. Biz de sizler gibi; Düşmanımızı kucağımızda taşıyacağız, ama sırtımızda asla. Son nefesimizi tüketeceğiz, ama onurlu mirasınızı asla. Bedenimizi çiğnetiriz, ama özgürlük ve barış yeminimizi asla. Çanakkale gibi tarihi sorumluluğu çok büyük bir kentin Belediye Başkanı olmanın onuru ve 1915'in omuzlarımızdaki derin sorumluluğuyla sizleri sevgi ve saygıyla selamlarken

Son sözüm şudur. YAŞASIN KARDEŞLİĞİMİZ , YAŞASIN ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ VE YAŞASIN BARIŞ”

 

    100.yıl törenlerinde böyle  güzel bir  konuşma  yapan Çanakkalemizin  çok değerli    Belediye Başkanı  Sayın  Ülgür GÖKHAN’ın  sözleri  üstüne söylenecek  başka söz  olamaz.  Benim gibi  birkaç  kişinin daha  ders  alabileceğini umarak  sizlerle  paylaşmak istedim. Anlayana ve  anlatana aşk  olsun.

 

Aşınız  katıklı ve sıcak, hayatınız onurlu ve özgür olsun.

Sevgiyle dolun, sevgiyle  kalın.

 

20/03/2015

Ali Osman KIRAŞ

  

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum